Mutluluk


Bilinmeyen bir ülkede, dağların arkasında bir prenses yaşarmış.Hep ağlarmış nedensizce ve dalıp uzaklara 'ben şimdi mutsuzum ama şu dağı tırmanıp arkaya geçersem kesin çok mutlu olurum' diye düşünürmüş ve çabalarmış çıkmak için her defasındada yeni bir yarayla gelirmiş aynı yerine.Giderek canı daha çok yanmaya başlamış. Çıkamayacağını anlamış, küsmüş hatta birazda, herşeye...
-Gel.
-Nereye?
-Çıkmak istediğin yere...
Çıkarmış kızı hiç düşürmeden dağın tepesine ve beraber aşmışlar o yüksekliği.
-Tamam buradasın artık.
-Teşekkürler.
ve gitmiş adam prensesi istediği yere bırakıp.
- Ne değişti? aynı diğer yere benziyor burası.Allahım mutlu değilim ben...
ve yine başlamış prenses tırmanma çalışmalarına ve yine sil baştan yeni yaralar...

-Ağlama, mutlumusun?
-Sence?
-Gelsene...
-Nereye?
-Yanıma.
-Nerdesin ki?
-Göremedin değilmi...
-Evet
-Uzat elini
-Tuttum
Yanındaydı prensesin aslında hep ama görememişti.Çok yorgundu birde hırpalamıştı dağ onu.Derin bir uykuya daldı prenses;dağın başında sevdiğinin göğsünde...
Mutluyum...

8 yorum:

-mka- dedi ki...

Dağların arkasına saklayıp mutluluklarımızı, yanımızda olmadığına inandırdık hep kendimizi, belki de..

Mutluluğun çağrısını almadan, onun sesinin duymadan ve onun elini tutmadan inanmak zordu zaten, yanımızda olduğuna..

Bir kedinin; mutluluğun kendi kuyruğunda olduğuna inanması ve hep kendi kuyruğunun peşinde koşması, ama asla yakalayamaması gibiydi mutluluk arayışımız.. Hep yanımızda olan, hep bizim olagelmiş, ayrılmaz bir parçamız ama ulaşılmaz, yazık..

Ne zaman ki kedi, kuyruğunda olduğuna inandığı mutluluğun peşinden koşmaktan vazgeçti; ve sonra mutluluğun, hep onun arkasından koştuğunu keşfetti.. Çok mutluydu..

-mka-

akilliigne dedi ki...

naturel bir hikaye birçok duygunun gidip geldiği yaşamın kök bulduğu duygular muhtemel herkesin yaşayacağı bir durum

senai demirci'nin okuduğum bir yazsında güzel bir pasaj vardı o geldi aklıma
şöyle diyor;
bugün, bugüne kadar yaşadığın günlerden bir gün değildir. bugüne kadar yaşadığın günlerin tanışıklıkları, alışkanlıkları, özlemleri, beklentileri, lezzetleri, birikimleri üzerine özenle kondurulmuş bir taçtır. çok günler görmüş olman bugünü sıradan bir gün etmez; uzun uzun hazırlanmış bir gün eyler. kaç gün yaşamış olursan ol, içinde yaşadığın her "bugün" bir "taç gün"dür.

yani hayatı her ne durum da olursak olalım taçlandıralım her gün "o gün " mutlu olduğun gündür

bu güzel hikayen ve paylaşımın için teşekkürler
sevgilerimle

MEHPARE ÖĞÜT dedi ki...

Merhabalar. Öncelikle çok güzel bir blog olduğunu söylemek istiyorum. Bu küçük ama bir o kadar da düşündürücü hikayeye gelince, insanların oldukları yerden çok olmak istedikleri yer ya da kısaca sevdiği insanın yanında olmak sanırım en büyük mutluluk kaynağı olsa gerek. Önemli olan o günü bir daha hiç yaşamayacakmış gibi kendimizi mutlu kılarak yaşayalım ve mutluluğu yakalamaya bakalım. Paylaşım için çok teşekkürler. Ders alınması gerekiyor bu hikayeden

Nily dedi ki...

hep uzaklarda arıyoruz onu oysa en yakınımızda hatta içimizde...
ne mutlu, mutluysan mutluyum...

Leon dedi ki...

sitenize zeugma sayesinde geldim ve açıkcası çokta begendim..bundan sonra takip etmeye çalışıcam...

bazen herşey açıktır ve gözümüzün önündedir ama göremeyiz ve bunu anlatan güzel bir yazı olmuş..teşekkürler..

saklıdefter dedi ki...

-mka- yazdığım yazıyı gölgede bırakan değerli yorumun için çok teşekkür ederim:)

akıllıiğne, günü gün eden kendimiziz, anlamını yükleyende o nedenle yazdığın gibi taçlandırmalı...Çok teşekkür ederim dostum:)

saklıdefter dedi ki...

MEHPARE ÖĞÜT, öncelikle hoşgeldiniz, yorumunuz için çok teşekkür ederim, beğendiyseniz ne güzel...Sevgimle.

Nily,bu özellik insanlığın getirisi galiba, keşke görebilme yetimiz olsa; aramadan önce:)
Sağol canım sevgimle...

saklıdefter dedi ki...

leon,öncelikle hoşgeldiniz:) beğeniyseniz ne güzel,ben teşekkür ederim, sevgilerimle...